top of page

Biz Kimiz?

Akıntıya Karşı Nedir?

Akıntıya Karşı bir grup sol komünistin komünist sol perspektifi ve geleneği tanıtma ve tartışma hedefiyle kurduğu bir kolektiftir. Akıntıya Karşı adını özellikle seçtik. Bu ismi ilk olarak 1915’de bir araya gelen küçük bir grup enternasyonalist Marxist benimsemişti. O dönemde bütün sosyal demokrat hareket savaş destekçisi bir tutum izlerken çok küçük bir grup komünist (Bolşevikler ve Pannekoek ya da Görter gibi Hollandalı sol radikaller buna dahildir) akıntıya karşı hareket etmekteydi.
 

O dönemde bütün milliyetçi ve pasifist yanılsamalara karşı enternasyonalistler, insanlığı yıkıma sürükleyen kapitalist savaşa karşı yılmadan ve cesaretle proleter devriminin insanlığın kurtuluşunun ve savaşları bitirmenin tek yolu olduğunu savundular. Bu devrimcilerin öne sürdüğü prensipler, çok küçük bir azınlık olmalarına rağmen birkaç yıl içerisinde savaşı bitiren Rus Devrimi, Alman Devrimi ve genel olarak dünya devrimci dalgasının başlamasıyla doğrulandı.
 

Ne var ki, dünya devrimci dalgası 1920’lerin sonuna doğru yenilgiye uğradı. Rusya’daki Stalinist karşı devrim, Almanya’da önce sosyal demokrasinin devrimi ezmesi ardından yükselen Nazizm bu karşı devrimin en belirgin dönüm noktalarını oluşturur.
 

KOMÜNİST SOL işte bu karşı-devrim sürecine karşı, tıpkı I. Dünya Savaşında olduğu gibi akıntıya karşı yüzen ve sınıfın tarihsel deneyimlerini ve kazanımlarını korumak isteyen eğilimler tarafından kurulmuş uluslararası bir eğilimdir. Komünist Sol Komünist Enternasyonal’in çürümesine ve partilerinin yozlaşmasına karşı İtalya’da, Rusya’da, Almanya’da ve daha birçok ülkede ortaya çıktı. 1930’larda gelişen, II. Dünya Savaşı’yla doruk noktasına varan karşı devrimci süreçte enternasyonalist proleter hareket KOMÜNİST SOL gelenek içinde canlı kalabilmiştir.
 

Bugün KOMÜNİST SOL’un doğduğu dönemdekine benzer bir karşı devrimci süreç içerisinde değiliz. Ancak kapitalizmin 100 yıldan uzun süredir devam eden genel krizi, tıpkı ekolojik kriz ve uluslararası savaşlarda olduğu gibi, proleterler arasındaki toplumsal ilişkilerde de kendisini ortaya koyan bir yıkım üretiyor. Sabırsızlık, sekterlik, dayanışma yerine kişisel rekabetin öne çıkarılması, teorik tartışmanın küçümsenmesi ve proleterler arasında güvensizlik yayan türlü nihilist eğilimlerde bunun ifadesini görüyoruz. Buna karşılık tartışma ve netleşme kolektif politik bilincin oluşmasında kilit bir rol oynar. Çünkü, iktidarını makyavelizm, yalan ve cehaletle sürdüren burjuvazinin ve diğer sömürücü azınlık sınıfların aksine, bilinç proletaryanın sınıf mücadelesinde esas silahlarından biridir. İşte bu yüzden, AKINTIYA KARŞI’nın amacı da proleterler arasında sağlıklı, canlı ve açık bir tartışma ortamının yaratılması yoluyla sınıf bilincinin gelişimine katkı sunmaktır.

Bu doğrultuda KOMÜNİST SOL’un güncel ve tarihsel deneyimlerini, enternasyonal bir perspektifte sistematik olarak yayınlamayı hedefliyoruz. Bu çabamız komünist solun bütün eğilimlerine açıktır.
 

Akıntıya Karşı’nın mütevazi amaçları olması, tartışmaya açık bir platform olması onun yine de belirli ilkeleri olmadığı anlamına gelmiyor. Akıntıya Karşı ilkesel olarak aşağıda belirtildiği çerçevede politika yapma amacı güder.
 

KAPİTALİZM - Sadece tarihin son sınıflı toplumu değildir aynı zamanda bugün artık dünyanın her yanına yayılmış ve gündelik hayatın her alanını belirleyen bir üretim biçimidir. Ancak sermayenin dünya çapındaki bu hegemonyası içerisinde belirli çelişkiler barındırır. Kapitalizmin gelişimi bu çelişkileri daha da belirginleştirmiş ve nihayet sistemik krizler, ekolojik yıkım, emperyalist savaşlar ve salgınlar formunda insanlığın tümünü yok etmenin eşiğine getirmiştir. Kapitalizm geçtiğimiz yüzyılın başından, özellikle I. Dünya Savaşından beri sadece insanlık açısından yıkıcı bir toplumsal güç değil aynı zamanda yıkılması mümkün ve zorunlu bir üretim biçimi haline gelmiştir.
 

PROLETARYA - Kapitalizmin en temel çelişkisi kendisini yok edebilecek yegâne tarihsel sınıfı, proletaryayı doğurmuş daha doğrusu doğurmak zorunda kalmış olmasıdır. Sermaye yaşamak için ücret karşılığında çalışmak zorunda olan mülksüzleştirilmiş, köksüzleştirilmiş ve vatansız bir sınıf olan proletaryayı geliştirir. Ama buna karşılık kapitalizm proletaryayı bizzat kendisine karşı bir ölüm kalım mücadelesine iter. Proletarya yaşamak için kendisini yaratan ve kendisini işsizlik, toplumsal çözülme, sefalet, savaşlar, ekolojik yıkım ve tek kelimeyle geleceksizliğe hapseden kapitalizmi yıkmak zorundadır.
 

KOMÜNİZM - Proletarya egemen kapitalist ilişkilerin karşısına komünizmi çıkarır. Komünizm basitçe kapitalizme iyi bir alternatif değil mevcut tarihsel koşullardan doğan, kapitalist toplumun ürettiği ve ona karşı yükselen reel hareketin adıdır. Komünizm ücretli iş, ulusal sınırlar, devletler, sınıflar ve sömürünün yıkımı anlamına gelir. Komünizmin gerçekleşmesinin ilk adımı, proletaryanın Paris Komünü’nde (ve sonrasında 1917’de Rus devriminde ortaya çıkan Sovyet veya Konseylerde) olduğu gibi, geri çağrılabilir delegelerden oluşan kitlesel mücadele organları yoluyla iktidarı almasıdır.
 

ENTERNASYONALİZM - Kapitalizm dünya çapındaki ilk üretim biçimidir ve dünya çapında bir sınıf olan proletaryanın çıkarları da kapitalizme karşı ortaktır. Bu çerçevede komünistlerin siyaseti, ilkeleri ve tartışmaları enternasyonalist bir şekilde oluşturulmalıdır.
 

BURJUVA PARTİLERİ VE İDEOLOJİLERİ - Kapitalizmin emperyalizm aşamasından itibaren bütün burjuva politik partiler gericidir. Stalinist, Sosyal Demokrat, Troçkist partiler ve kimi anarşist gruplar da burjuva ideolojisinin sol kanadını oluştururlar ve aynı ölçüde gericidirler. Bu parti ve hareketler kendini solcu ve anti-kapitalist olarak tanımlamalarına karşın doğrudan sınıf işbirlikçiliği gibi burjuva politik talepler ve ideolojik tutumlar aracılığıyla proletaryayı yenilgiye sürüklerler.
 

PARLAMENTARİZM - 19. yüzyılda, kapitalizmin barışçıl gelişim döneminde sosyalistler seçimleri bir mücadele alanı olarak görmüşlerdi. Bu dönemde, demokratik parlamentoların var olduğu ülkelerde seçimler aristokratik, monarşik ve burjuva politik eğilimler arasındaki iktidar mücadelesinin bir aracıydı. Bugün ise, kapitalizmin tamamen topluma egemen olmasıyla birlikte, parlamentoların devletten ve sermayeden hiçbir özerk işlevi kalmamıştır. Dolayısıyla parlamentolar proletaryanın çıkarlarının savunulabileceği alanlar değildir. Parlamentarizm proletaryayı oyalamak ve devlet ideolojisinin meşruiyetini sağlamak için kullanılan bir egemen sınıf silahıdır ve komünizmin zaferi için parlamentoların yıkılması zorunludur.
 

ULUSAL KURTULUŞ - Kapitalizmin mevcut aşamasında ulus devletlerin yıkılmasından başka bir politik amaç proletaryanın çıkarlarına hizmet etmez. Proletaryayı ‘ulusal kurtuluş’ adına şu ya da bu burjuva fraksiyonu ile birlikte savaşmaya çağıran bütün politik eğilimler gericidir. Bunlar sadece sömürüyü farklı bir bayrak altında sürdürmeye ve işçileri ulusal temelde bölmeye hizmet eder. Bu tarihsel aşamada, dünyanın her yerinde ulusal baskıyı ortadan kaldırabilecek tek güç proletaryanın dünya çapındaki iktidarı ve devletlerin yıkımıdır.
 

CEPHECİLİK - Sovyet devriminin yenilmesinden sonra büyüyen ve güçlenen faşizme karşı burjuva solu proletaryayı çeşitli burjuva politik güçler ile faşizm karşıtlığı adına ittifaka girmeyi teşvik etmişlerdi. Bu tutum proletaryayı kendi sınıf çıkarları ve mücadele alanından koparıp egemen sınıfın ‘demokratik’ kanadının güdümüne sokmaya yaramıştır ve bu durum dolaylı olarak faşizmin çıkarına olmuştur. Faşizme karşı mücadele kapitalizmden bağımsız olamaz ve ancak proletarya, kendi bağımsız mücadelesi ve örgütleri yoluyla faşizmi yenebilir. Demokratik burjuva eğilimlerin ise faşist kuzenleriyle hiçbir sınıfsal çelişkisi yoktur ve bunlar proletaryanın müttefiki olamazlar.
 

REEL SOSYALİZM - Kendisini sosyalist olarak tanımlayan Çin, Küba ya da eski SSCB gibi bütün reel sosyalist rejimler kapitalist rejimlerdir. Bu rejimler altındaki ‘devletleştirme’ ücretli işi yıkmadığı gibi, ulusal sermayenin militarist amaçlarına hizmet eder. Sosyalist bir devlet kurmak imkânsızdır ve gerçekçi değildir.
 

SENDİKALAR - Kapitalizmin gelişim aşamasında işçi sınıfının ekonomik mücadele aygıtları olarak doğmuş olan sendikalar 20. yüzyılda tamamıyla gericileşmiş ve devlete eklemlenmiştir. Sendikalar bugün sadece emeği sermayenin çıkarları doğrultusunda disipline etmek işlevine sahiptir. Sendikalar proletaryanın amaçları için kullanılamaz, ele geçirilemez ve dönüştürülemezler - yıkılmaları tarihsel bir gerekliliktir.

Komünist Sol’un ilkelerini savunmak, netleştirmek ve tanıtmak kolektif bir çabayı gerektiriyor.

Eğer bu amaç ve ilkelere katılıyorsanız ve/veya bunlar temelinde bizlerle tartışmak istiyorsanız bize destek olmak dayanışmak ve tartışmak üzere akintiyakarsi1@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

bottom of page